KENYA GÜNLÜĞÜM

AMBOSELI NATIONAL PARK

Kenya seyahatimizde Türk Hava Yolları’nı tercih ettik. Akşam 19.35 kalkan uçağımızın tekerlekleri gece 02.35 sıralarında Kenya Nairobi Jomo Kenyatta Uluslararası Havalimanı'na değdi. Sonunda geldik !

Bu arada Jomo Kenyatta eski Kenya Devlet Başkanı. Kenya'nın yeşil, siyah ve kırmızı bayrağını çizmiş. Siyah Afrika halkını, yeşil yurdu, kırmızı ise kurtuluş için dökülen ve dökülecek olan kanı temsil ediyormuş. Kenyalılar onu çok seviyorlar. Bağımsızlık mücadelelerinin sembolü olarak ölümsüzleştirmişler. Jomo Kenyatta Afrika’da beyazlara karşı yapılan ilk ayaklanmanın sorumlusu olarak görüldüğünden dolayı hapis ve sürgün cezasına çarptırılmış. Kenyatta'nın özgürlük ve ulusal bağımsızlık mücadelesi hapisteyken gerçeğe dönüşmüş ve 1963 yılında ülkedeki sömürge yönetimi son bulmuş. Tabiki Jomo Kenyatta Devlet Başkanı seçilmiş. Onun için pul bile basmışlar. Kısacası bizim için Atatürk ne ise, onlar içinde Jomo Kenyatta aynı şey.

Kenya havalimanında uçaklar genelde körüğe yanaşmıyor. Zaten bizim tahminimizce o çitleri aşan herkes çaktırmadan uçağa binebilir, biraz hızlı olmak yeterli. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları Kenya'ya 50 USD karşılığı kapı vizesi alarak giriş yapabiliyor.

Vizemizi de aldıktan sonra valizlerimizi almak için merdivenlerden aşağıya indiğimiz sırada kocaman bir zürafa bizi SMILE ! YOU ARE IN KENYA diyerek karşıladı. Herkesin valizlerini aldığını, bizimkilerin de bir Afrikalı tarafından koruma altına alındığını gördük. Adamın yanına gidip valizlere yeltendiğimizde, dakika 1 gol 1 hemen bizden bahşiş istedi. Çünkü valizlerimize sahip çıkmış biz yokken. Kırmadık kendisini, bonkör davrandık, 5 USD verdik.

Havalimanı çıkışı aynı girişi gibi, kısaca çiftlik diyebiliriz :) Hava limanından elimizi kolumuzu sallaya sallaya çıktık, çıkış kapısındaki Xray cihazları ne işe yarar, neden oraya koymuşlar hala merak içindeyim :) Orada bulunan döviz bürolarından rehberimizin tavsiyesi üzerine para bozdurarak doları kenya şilinine çevirdik.

Havalimanı otelinde sabaha kadar bir süre dinlendikten sonra Amboseli bölgesindeki Oltukai Lodge’da ( www.oltukailodge.com ) kalacağımız için yaklaşık 4 saat kadar araçla yolculuğumuz vardı. Yollar önce çok güzeldi, sonra ara bir yola sapıyorsunuz ve toprak yol başlıyor. Sallana sallana gittiğiniz için böbrekleriniz biraz hızlı çalışıyor. Böbreklerimiz nedeni ile toprak yola girmeden önce bir yerde mola verdik. Bizim beğenmediğimiz ama Kenyalıların tuvalet dedikleri şey ve barakadan bozma bir hediyelik eşya dükkanı vardı.

javascript:void(0)

Moladan sonra yaklaşık 1 saat kadar daha ilerledik. Araziye girmemize neden hala tek bir hayvan bile görmedik diye söylenirken yol kenarındaki babunları fark ettik. Biz araçla yanlarında durunca biraz çekinmiş olacaklar ki uzaklaştılar. Bebek babunlar küçük ağaçların arkasına saklandılar. Aradan beş dakika geçmedi ki Zürafalar karşımıza çıktı. Zürafalar gerçekten çok zarif hayvanlar. Araçla yanlarında durduğunuzda genelde 2 metre uzunluğunda olan bir ağacın tepesindeki yaprakları yemekle meşgul oluyorlar. Arabayı durdurduğunuz ve fotoğraf makinenizi kendilerine doğrulttuğunuz anda o uzun boyunlar hemen size doğru dönüyor. Siz gidene kadar merakla ve gözlerini bir an olsun sizden ayırmadan sizi izliyorlar. Araç yeniden çalıştığındada siz geldiğinizde yarım bıraktığı beslenme saatine devam ediyor. Ama o uzun boyunlar öyle zarif, öyle kıvrak hareketlerle size dönüyor ki hayran kalmamak elde değil.Bu kadar büyük bir canlının, nasıl olurda bu kadar zarif hareket edebildiğine şaşırmamak elde değil.

Yol üzerinde Tawi Logde’da bir mola daha verdik (www.tawilodge.com). Otelin bahçesinde yetişen Aloe Vera bitkisinden bir yaprak çalmayı ihmal etmedik, şifa niyetine dedik, oramıza buramıza sürerek yola koyulduk yeniden.

Verdiğimiz molalarla birlikte 5 saat kadar süren bir yolculuk sonrasında Amboseli Milli Park girişine ulaştık, biletlerimizi verdik ve otelimize ulaştık. Her milli park girişinde bilet alınıyor. Biletler 24 saat geçerli. Daha doğrusu 24 saat içinde istediğiniz kadar giriş çıkış yapabiliyorsunuz ama genelde bölgelerde maksimum 48 saat kalındığından dolayı sorun yaşanmıyor. Bu biletleri zaten siz gelmeden safari firmanız sizin için almış oluyor. Siz suya sabuna dokunmuyorsunuz yani. Ama öğrendiğim kadarı ile münferit şekilde de park kapılarından rayiç bedelin çok üzerinde bir fiyata bilet satın alabiliyorsunuz. Bu durumda safari için bir firma ile anlaşmanız çok önemli. Çünkü maalesef Kenya'da herkes sizi her fırsatta kazıklama çabası içinde. Devlet memurları bile bu topluluğa dahil...

Otelimize ulaştık, biraz gecikmeli de olsa öğle yemeğimizi yedik ve ilk safari için hazırız.

Bu arada küçük bir detay daha tam pansiyon konaklama yapmak en mantıklısı. Yemek konusunu hiç dert etmiyorsunuz.

Şapkamızı taktık, sinek kovucularımızı ve 50 faktör güneş kremlerimizi süründük. Safari için yola çıktık. Bölgeler arası geçiş yaptığımız aracın üzeri "Game Drive" sırasında açılıyor. Safari aracına dönüşüyor. Aynı zamanda safari rehberiniz sizin için aracın önüne daha doğrusu her koltuğun önüne dürbün ve hayvanlar ile ilgili kitaplar koyuyor. Benim önümdeki kitap Jonathan Scott's Safari Guide to East Afrikan Animal dı. Kenya'da en çok üzüldüğümde bütün kitapçılara baktığım ve çok aradığım halde bu kitabı bulamamak oldu.

Otelden çıkar çıkmaz karşımıza ilk çıkanlar, duvarın üzerinde öyle kendi kendilerine umursamaz şekilde duran Olive Babunlar oldu. Biz tabi ilk kez bu kadar yakından görüyoruz, haliyle flaşlar çakır çakır.

Biraz daha devam ettikçe karşımıza yeni hayvanlar çıkmaya başladı. Nereye bakacağımızı şaşırdık resmen. Buffalo, değişik kuş türleri, yolunu şaşırıp sürüden ayrılmış bir hippopotam ve bir sürü fil. Bir sürü şeyde öğrendik. Mesela Zebralar Wilderbeastlerin arkasına saklanıyormuş aslanlardan korunmak için. Çizgileri olduğundan dolayı çok kolay fark ediliyorlarmış ve wilderbeastler sayesinde kendilerini tehlikelerden koruyorlarmış. Burda olan wilderbeastlere oluyor ama takdiri ilahi, ekosistem napıcan dedik. Ayrıca sırtlanları gördük gerçekten çok çirkinler. Sayısını hatırlamadığım kadar çok antilop ve impala çeşidi gördük, tanıdık. Metronom gibi kuyruklar, hiç durmuyor, hızlı şekilde bir sağa bir sola. Bunu senkronize şekilde yaptıklarında daha güzel göründüklerinin bence farkındalar.

Mount Kilimanjaro’nun fotoğraflarını çekmek için durduk. Kilimanjaro sönmüş bir volkan ve üzerindeki Kibo Zirvesi ile Afrika'nın en yüksek noktası. Deniz seviyesinden 5895 mt. yükseklikte. Eğer bulutlar zirvesini kapatmıyorsa çok güzel fotoğraflar çekebilirsiniz. 1987 de kendine özgü bitki örtüsü ile UNESCO dünya doğal mirası olarak ilan edilmiş. İki zirvesi daha var. Birinin adı Mawenzi 5149 mt ve diğeri ise 3962 mt. ile Shira. İsteyenler için Kilimanjaro zirvesine yürüyüş programları da var.

Gün batımında ağır adımlarla yürüyen yaklaşık 100 kadar fil gördük. Arabamızın tepesine çıkıp filleri video ya çekmeye başladık. Çünkü karanlıkta flaş kullanmak yasak. Afrika’da hayvanların rahat etmesi için her şeyi düşünüyorlar, gerçekten hepsine ayrıcalıklı davranıyorlar.

Geçişlerinin en güzel kısmı, annesini karıştıran bir bebek filin bağırarak ve kulaklarını sallaya sallaya annesini aramasına şahit olmamızdı sanırım.

Akşam yemeğimizi yedik ve yorgunluktan harap bitap şekilde odalarımıza çekildik. Yataklarımızın içine koydukları sıcak su torbaları ve açılan cibinlikler çok güzeldi. Ya yattığım yatak gerçekten çok rahattı ya da ben çok yorulmuştum bilemiyorum ama dışarıda yağan yağmurun sesiyle de hayatımın en huzurlu ve tatlı uykularından birini uyudum diyebilirim...

Call Center