Kayıt OlŞifremi hatırlat
Giriş Yap

İnka Uygarlığı&39;nın Kültür Mirası Machu Picchu, Geçmişle geleceğin harmanlandığı kolonyal mimari örneği kentler, Heyecan veren Şaman hikayeleri ve
Kutsal Vadi&39;nin büyüleyen güzelliği...

 

İlk durağımız olan Bogota‘da gidişte 3 saat, dönüşte 5 saatlik aktarma sırasında ekspres bir Kolombiya deneyimi yaşadık. Burada döviz bozdurmak için parmak izi vermeniz gerekiyor. İlk izlenimim aşırı trafik yoğunluğu ve Metrobus! Bu sistem acaba İstanbul’a buradan mı geldi?
3 saat içinde yapılabilecek en pratik şeyin bir taksi ile şehir turu yapmak olduğuna karar verdik ama trafik yoğunluğundan dolayı şehir merkezine gitmek riskli idi, biz de havaalanından çok uzaklaşmadan etraftaki mahalleleri gezerken lokal bir deneyim adına meyve dükkanları gözümüze çarptı. Bir tanesinde durduk ve sanırım yediğim en garip meyve olan Guanabana yedik.
Yumuşak ve yerken sanki bir işkembe çiğner havası veren bu meyvenin kanseri öldürdüğünü duymamızdan ötürü gözümüz kapalı yemeye çalıştık. Eşim benden bu konuda daha midesiz çıktı, hepsini bitirdi, helal olsun! Akabinde Bogota havaalanına vardık ve Lima’ya devam…


Lima’daki ilk deneyimimiz de gene trafik idi. İş çıkış saatinin de etkisiyle havaalanı çıkışıyla birlikte kilit durumda olan trafik içerisinde kaldık. Havaalanına herhangi bir raylı sistemin olmaması ve karayolu ile şehir merkezine giden sadece bir bulvar olmasının etkisi büyük!

Rehberimiz bizi dikkat çeken takı takmamamız konusunda uyardı ama bizim kaldığımız bölge olan Miraflores semtinin ise güvenlik sorununun olmadığını da belirtti. Peru yemek kültürü konusunda çok zengin ve farklı yemeklerin olduğu bir ülke görünümünde. Gerek porsiyonların büyüklüğü, gerekse de lezzet konusunda özeller. Kaldığımız otelde Foursquare’in yardımı ile yakın çevrede bulduğumuz ilk restoranda, ilk dikkatimizi çeken ön rezervasyonlu sistemin olması idi.


Peru’nun kişi başına düşen milli geliri yaklaşık 7000USD civarı ve satın alım gücü(PPP) yaklaşık 14000USD, yani Türkiye’nin çok daha altında olmasına rağmen restoranlardaki fiyatlar Avrupa fiyatları.
Yüksek sınıfa hitap eden bu restoranlarda Lima sosyetesi ve gelir seviyesi yüksek kesimin olduğu anlaşılıyordu. Daha sonra anlayacaktık ki birçok restorandaki fiyat seviyesi de düşük değildi. İlk olarak son zamanlarda tadına alıştığım IPA(Indie Pale Ale) biralarının olduğunu görmem ile bunlardan bir tane deneme kararı verdim. Türkiye’de çok bulunmayan IPA kendisine has tadı ile Lager biralardan kendini ayırıyor. Eşimin tercihi ise Peru’nun ünlü içeceklerinden, kırmızı mısırdan yapılan, Cica Morada idi. Sipariş verdiğimiz balık, rehberimizin daha önce söylediği gibi ikimize de yetti. JetLag in etkisi ile(Türkiye’nin 8 saat gerisinde) ancak 20:00&39;ye kadar dayanabildik ve zzzzzzzz…
Ertesi sabah şehir turumuzda kolonileşme döneminden kalma kilise ve sarayları görme şansımız oldu. İspanyol Pizarra Orta Amerika’dan bu bölgeye yapmış olduğu ikinci seferde İnkaları ele geçiriyor. Daha sonra öğrendiğimiz bilgilere göre, İspanyolların sakallı olması, İnkaların olmaması ve İnkaların bazı figurlerinde sakallı tanrılarının olması, İspanyolları tanrı zannetmelerine neden olmuş. Diğer bir nedeni ise o dönemde İnka’ların iç karışıklıkları olması. Koloni döneminde inşa edilen kilise, bölgenin deprem bölgesi olması dolayısıyla birçok kez yıkılıp tekrar inşa edilmiş.
Koloni dönemi yapılar gezimizin sonunda, havaalanı transferinde yanından geçtiğimiz, sahil kenarinda kurulmuş olan “Mistura” adı verilen, Peru ve çevre mutfaklardan tadım yapabileceğiniz alana gittik. Peru ödeme sistemleri konusunda hala geride bir çizgi çiziyordu. Kredi kartı ile alışverişlerde bankaların uygulamış olduğu 15 gün vade + %6 komisyonun etkisi ile kredi kartı ile alışveriş birçok yerde satıcı için avantajsız bir durumda. Mistura alanına girişte +komisyon ödeyerek kredi kartı kullandık. Yemek festivali alanında ana-baba günü ve alan çok büyük. En azından 10 futbol sahası büyüklüğünde olduğunu tahmin ediyorum. İçerisinde farklı mutfaklardan belki 10larca yemek çadırı bulunmakta. İçeriye girdiğinizde de yemek almak için gene ayrı bir sırada kupon almanız gerekiyor. Dediğim gibi ödeme sistemi hala çok ilkel. Elinizdeki kupon 10 Sol(Peru’nun para birimi) ise ve aldığınız şey 8 ise, para üstü yok! Kuponları aldıktan sonra deniz ürünleri çadırında seçtiğimiz yemek görünüş olarak ilk başta beni mutlu etmedi. Daha sonra öğrendik ki, bu Peru’nun meşhur yemeği olan Ceviche imiş. İçinde çiğ balık, mısır, soğan, acı biber, tatlı patates ve özel soslar barındıran bu yemeği Peru’daki yolculuğumuz boyunca birçok kez tatma fırsatı bulacaktık ama açıkçası en lezzetlisini burada yiyeceğimizi bilmiyorduk. Havanın sıcaklığı ve kalabalığın etkisi ile daha fazla duramadığımız Mistura, damağımızda güzel tatlar bıraktı.
Lima 10 Milyon nüfusü ve belki de deprem bölgesi olmasının da etkisi ile çok fazla müstakil ev barındırmakta. Bu da Los Angeles gibi, çok büyük bir alana yayılmasını gerektiriyor. Fakat dikkatimizi çeken tüm bu evler yüksek duvar ve teller ile çevrili idi. Bu da güvenlik sorunlarının olduğunu gösteriyor. 
Peru 1992 senesine kadar “Shining Path” olarak da bilinen terör belasını yaşamış bir şehir.


Ne kadar şanslıyız ki babamızın eski üniversitesinden Lima’da yaşayan sınıf arkadaşları bizi evlerine davet ettiler. Eve vardığımızda bize ilk sunulan Peru’nun meşhur içkisi olarak bilinen Pisca Sour idi. İlk defa duyduğumuz bu içki hafif tekila kokusu olan ve farklı sunumları olan bir içki. Yemek masasındaki sohbetimizde ev sahibi olan 3 kardeş ile politika, sağlık, ekonomi gibi konularda konuşma şansımız oldu. Uçakta gelirken okuduğum İspanyolca kitabın da etkisiyle dilim açıldı, senelerdir konuşmadığım İspanyolca kelimeler ağzımdan akmaya başladı.
Ertesi gün gene lokal arkadaşlarımızın daveti ile arkeoloji ve Larco adı verilen iki farklı müzeyi ziyarete gittik. Arkeoloji müzesinde İnka ve öncesi dönemlerde yaşam örneklerine dair gösterimler varken, Larco’da daha çok tarihi eserler bulunmakta idi. Larco’daki özel bir alanındaki “Erotik” müze, İnka’ların fantaziler konusunda sınır tanımadığını gösteriyordu! Akşam yemeği için gittiğimiz özel bir restoranda gene Ceviche ve diğer Peru yemeklerini tatma fırsatı bulduk. Ertesi gün yola çıkacağımız, İnka’ların başkenti olan, Cusco öncesi birçok kez yükseklik hastalığı konusunda uyarılar aldık. 
Lima deniz seviyesinde iken, Cusco’nun 3500 metrede olması dolayısıyla oksijen yoğunluğu farklılığı yükseklik hastalığına neden oluyor. 


Cusco’ya olan uçuş deniz seviyesinden 3500&39;e tırmanış niteliğinde, yükselip havaalanına iniş yapılıyor, uzun uzun alçalışa geçme durumu yok. Yükseklik hastalığı etkisinin azalması için Coca yaprağı ve çayı içilmesi öneriliyor, ki havaalanında iner inmez sizi Coca yaprakları karşılıyor, ben de hemen alıp çiğnemeye başladım. İlk başka etkisini hemen hissetmediğim yükseklik hastalığı, etkisini zaman içerisinde göstermeye başladı. Yokuş ve merdiven çıkamaz duruma gelmiştim, sanki tüm enerjim bitmişti, hareket edemiyordum!
Ertesi gün Cusco şehir merkezindeki koloni zamanı Catedrali gezerken, en çok dikkatimi çeken, İspanyolların lokallerin dinini değiştirmek yönünde uyguladığı yöntemler idi. Öncelikle İnka’ların tüm tapınaklarını yıkıp, aynı yere Catedraller dikmek ile işe başlamışlar. Catedraller içinde ise, lokallere tablolar yaptırmışlar. “Son akşam yemeği” tablosunda tabağın içindeki yemek ise Peru’da çok sevilen, Gine domuzu olarak da bilenen, “Cuy” olması ve gene masanın önünde yerde İnka’ların kullandığı günlük çanak çömleklerin olması ile, hiristiyanlığın bölge halkına yakın gelmesi amaçlanmış. 
Yıkılan tapınakları dışında hala ayakta olan İnka duvarların en büyük özellikleri:
- Taşların ip gibi dümdüz bir çizgide olması,
- Taşların birbirlerine yapışması için hiçbir madde kullanılmıyor olması,
- Birbirlerine dişi-erkek kenetlenme mekanizmalarının olması,
- Depreme karşı duvarların ters V şeklinde eğimli olarak birbirini desteklemesi.

Akabinde görmeye gittiğimiz Sacsayhuaman’da yükseklik hastalığının etkisiyle de normalde çok rahat çıkabileceğim merdivenlerin ortasında soluk soluğa kaldım, artık yaşlılara empati yapabiliyorum!
Otele döndüğümüzde ise ertesi gün için alternatifler bakmaya başladık. Çok gitmek istediğimiz Titicaca gölü bir günlük bir plana sığmayacak kadar uzakta idi. 2 gün sonra başlayacak Machu Picchu yolculuğumuzdan dolayı bunu değerlendiremedik. Diğer bir alternatif ise “Rainbow Mountain” olarak da bilenen gökkuşağı renklerine bürünmüş dağa olan yolculuk idi. 1 saatlik yolculuk ardından 8 km. yürüyüş gerektiren bu rota için, yüksekliğin de 3500 metreden 5000 metrelere çıkacak olması yüzünden gözümüş kesmedi. Yüksekliğin etkisi ile aşırı yavaşlayan sindirim sistemi henüz öğlen yediğimiz yemekleri sindirememiş ki akşam yemeği yiyemeden, JetLag’in de etkisiyle, zzzzzzz…..
Ertesi gün Machu Pichu yönündeki Urubamba gibi şehirlerde, banliyolardaki yaşam şartlarına karşı olan protestolar olmasından dolayı bu bölgeler yerine Pisac’ı tercih ettik. Yolda verdiğimiz molada Peru’da 55 farklı mısır türünün olduğunu ve Llama’lar yanında yün olarak Alpaca’lardan yararlandıklarını görüyoruz.
Orta Amerika ve bu bölgedeki henüz gizemini koruyan birçok bulgu* aklımdayken, pazarıyla ünlü bu küçük şehirde hemen uzaylı avına çıktım, belki Machu Pichu’ya gitmeden önce bazı bulgular elde edebilirdim.
Peru ve Orta Amerika tarihindeki gizemleri merak ediyorsanız Ara Avedisyan’ın “Evrende En Büyük Sır” kitabını mutlaka okuyun!
Pazarın olduğu meydanın arka sokaklarında gezerken, pazarın bittiği ve turistin artık hiç olmadığı sokakların birinde “Shaman” dükkanı dikkatimi çekti. İçeri girdiğimde beni Shaman aksesuar ve çalgıları karşıladı. 
Geldiğimden beri merak ettiğim ama cesaret edemediğim Ayahuasca, Shaman ayinlerinin vazgeçilmez bir parçası.
İçerilere doğru devam ettiğimde çeşitli çakra taşları ve orta alandaki masanın üstünde birçok kafatası. Ama insana ait kafatasları olmadıkları çok açık!Dükkana bakan kişiye sorduğumda ise bu bölgede eski dönemlerde bulunan uzaylı kafataslarının birer kopyaları olduğunu söylüyor. Turist yalanı olduğuna inanmak istemiyorum çünkü uzaylıların olduğunu kabul etmek çok daha heyecan verici!
Peru’da turist programları öyle bir ayarlanmış ki, plan dışına çıkma esnekliği çok zor. Biletler aylar öncesinden bitiyor ve bir biletin kaçırılması zincirleme tüm programı etkileyebiliyor. Machu Pichu için de aslında tek yol olmasa da, tren yolculuğu ile Aguas Calientes’e ertesi gün yola çıkıyoruz. “Sacred Valley” in içinden geçen ve nehre paralel bu tren yolculuğu ile karasal iklimden amazon iklimine geçişi birebir deneyimliyorsunuz. Renkler sarıdan yeşile dönüyor ve bir süre sonra alabildiğince yeşil ve tropik ortamın içine giriyorsunuz. Nem seviyesi ve sıcaklık artıyor… Vagonların tavanlarında cam olması ilk başta anlamsız gözükse de, dik kayaların içinden geçerken yukarı baktığınızda vadinin dik yamaçlarını görebiliyorsunuz.
Aguas Calientes her gün binlerce turistin Machu Pichu’ya geçiş noktası. Neredeyse 90 derece dik dağlar arasında kalmış ve nehrin ortadan ikiye böldüğü bu küçük şehirde, yapılaşmadaki gecekonduculuk dikkat çekiyor. Tren yolculuğu ve Machu Pichu giriş biletlerinden alınan muazzam ücretlerin dönüşü bu şehre çok uğramamış gibi. Otele uğramadan direk Machu Pichu’ya doğru yola çıkıyoruz. Minibus ve otobüs karışımı bir araç ile Aguas Calientes’in 300 metre yukarısında bulanan Machu Pichu’ya yılan çizen dik bir yoldan gidiyoruz. Her yerde sıra beklemek garanti: Otobüs, Machu Pichu’ya giriş… İçeriye geçişi yaptıktan sonra dik ve yüksek merdivenlerin olduğu taş bir yoldan yukarı doğru çıkıyoruz. Cusco’ya göre 900 metre daha aşağıdayız ve yükseklik hastalığı etkisini kaybetmiş durumda. Yaklaşık 15dk. lık dik bir tırmanış sonunda o meşhur manzaranın önüne geliyoruz! 
Her ne maksatla yapılmış olursa olsun, sanki çöl içindeki bir vaha gibi dimdik ve bakımlı olarak karşımıza çıkıyor Machu Pichu. İnkaların buraya, yaklaşık 700 kişinin yaşama kapasitesine sahip bu şehri yapmasının nedenleri arasında:
-  Güneş İnkalara göre tanrı ve ona yakın olmak
-  Stratejik lokasyonundan dolayı düşmanlara karşı korunaklı olması
-  Cusco’dan farklı, Quarry yani kayaların kaynağının aynı yerde olması
-  Taşların %60 Granit içermesinden dolayı yüksek enerji alanına sahip olması gibi etkenler bulunmakta.


İnkalar şehri öyle bir yapılandırmışlar ki, güneşin doğduğu ve battığı yerleri hesaba katarak, haziran ve aralık aylarında güneşin doğduğu ve battığı ufka göre inşa ettikleri pencereler ile 21 Haziran’daki güneş öyle bir açı ile geliyor ki, test-V şeklinde olan pencereler dik bir dikdörtgen şeklinde yansıma oluşturuyor. 
Bunun dışında da güneşin yarattığı açıları kullanarak ekim zamanlarını tayin edebiliyorlar. Şehrin eteklerindeki meşhur İnka terasları sayesinde şehir ekim yapabiliyor. Şehrin neden terk edildiği ise soru işareti. Bir hipotez, Cusco şehrinin ele geçirilmesi ile, Machi Pichu’ya olan yemek sevkiyatının kesilmiş olması. Şehrin kendi kendine yeten ekim teraslarının olması bence bu hipotezi çürütüyor. İspanyollar İnka’lardan tüm bu toprakların kontrolünü alıyorlar ama Machu Pichu’yu keşfetmek Amerikalı bir profesöre nasip oluyor. Yani İspanyollar yüzyıllar boyunca bu şehri bulamamışlar!
Güneşin Aralık ayında doğduğu yere “Puerte del Sol”(Güneş Kapısı) yani Quechua dilinde “İntipunku” diyorlar. “Quechua dili hala Peru’daki birçok insanın anadili konumunda.” Otelimize dönüyoruz ve ertesi gün Machi Pichu’dan İnka Trail yolu ile 1 saatlik yürüme mesafesinde olan İntiPunku’ya gitmek üzere sabah 04:00&39;de kalkıyoruz. Saat 05:00&39;e doğru girdiğimiz otobüs sırası yaklaşık 400 metreye ulaşmış durumda. Yaklaşık 1.5 saat sırada bekleyerek, saat 7 gibi Machu Pichu’ya varıyoruz. Quechua aynı zamanda Decathlon mağazalarında satılan doğa sporu malzemelerinin markası ve farkında olmadan ayağımdaki Quechua ayakkabısı ile İnka yolu üzerinde ilerliyoruz. Yukarıdan aşağıya inenlerin ellerindeki bastonlar dikkatimizi çekiyor ve bu bastonun bende olmamasının acısını dönüş yolunda yük binen diz çapraz bağlarımdaki acı ile çekiyorum. İntipunku kapısını sisler arasından görüyoruz ve burada da kendini gösteren İnka teraslarından birinde oturup karnımızı doyuruyoruz. Intipunku, Machu Pichu’yu uzaktan da olsa tepeden gören bir konuma sahip.
Yolculuğumuzun sondan bir önceki gününde karayoluyla 1 saatlik mesafedeki Ollantaytambo’daki İnka teraslarını ziyarete gidiyoruz. Dağların içinde yapılan yemek depoları hem sebzelerin uzun süre taze kalmasını sağlayan soğukluk ve nem ortamına sahip, hem de zor ulaşılabilir yağmalara karşı koruma sağlıyor. Buraki “Temple de Sol” yani güneş tapınağındaki kullanılan taşların , Cusco’daki gibi uzak mesefelerden buralara nasıl getirtilmiş olduğu soru işareti.
Cusco’daki son günümüzde ise havaalanına gitmeden önce, sanki bizi yolcu edermişçesine, farklı farklı kortejlerin geçitinin olduğu çok renkli ve eğlenceli bir festivalin ortasına denk geliyoruz.
Bu butik gezinin organizasyonundan dolayı Peninsula Tours sevgilerle…
Quechua dilinden bazı sözcükler:
Pachamama: MotherEarth
Vayna: Genç
Machu: Yaşlı
Pichu: Dağ
İnti: güneş
Derya SEZEN
Instagram: Barbaros Derya Sezen - dsezen

 

Tour Operators Click Here
Whatsapp ile görüş
+90 533 430 7477
Peninsula Tours | Call Center
Tıklayın Sizi Arayalım